SEKİZİNCİ RENK

Geçenlerde sosyal medyada çok güçlü bir soruyla karşılaştım:

‘Hayatınız bir kitap olsa bu kitabın ismi ne olurdu?’

Bir anda karşılaştığım çok çarpıcı bir soru oldu aslında ama hani okulda öğretmenlerimiz derdi ya:

–         Çocuklar, test sorularını cevaplarken ilk aklınıza gelen doğrudur mutlaka.

Aynen onun gibi, sanki bu zor soru için uzunca düşünmem gerektiğini hissettim ama bir de baktım ki cevap dilimin ucundan çıkıverdi:

‘SEKİZİNCİ RENK’

Ortaokulda okuduğum Gülten Dayıoğlu’nun bir kitabıydı, detaylarını şimdi hatırlayamıyorum ama ana fikri hikayenin kahramanı Ela’nın yaşadığı zorluklar sonrasında hayatı tüm renkleriyle görmeyi öğrenmesi ve gökkuşağının sadece yedi rengiyle yetinmeyip sekizinci bir rengi olduğuna inanmasıydı.

Dediğim gibi kitapla ilgili ayrıntılar boyutuyla hikaye elbette benim hayatımın ta kendisi değil ama hayatı tüm renkleriyle görebilmek ve inandığım rengi hayatımın her alanına yansıtabilmek yönüyle kitabın başlığı benim hayatımın prensibiyle tam olarak örtüşüyordu.

Hayatın farklı renklerini görebilmek için de biraz renksizliğe maruz kalmak gerekiyor galiba. Değilse, hem kıymet bilmiyoruz hem de farklı renkler arayışına girmiyoruz. Nasıl ki uzunca bir kıştan sonra baharın ilk gelişi bizi cezbediyor, güneşin pırıltısını, çiçeklerin tomurcuğunu görmek bile mutluluk veriyor, diğer taraftan baharın sonlarına doğru da ne güneşin pırıltısı cezbediyor ne de açmış olan çiçeklerin kokusunu alabiliyoruz, zira bünye alışmış oluyor artık kabulleniveriyor ve normalleştiriyor her şeyi…

Malum, gökkuşağı tarifi için de bir miktar yağmur olmazsa olmazdır. Ama hayatı biraz daha farklı ve tadında yaşamak istiyorsak yağmur yağarken gökkuşağını hayal etmek, hayal ederken de yağmurun tadını çıkarmanın gerektiğine inanıyorum.

Neler yapılmaz ki yağmur yağarken….Bir güzel demli çay eşliğinde kitap mı okunmaz, hayal mi kurulmaz, özlenen bir dostla sohbet mi edilmez uzun uzun….Hele de yağmur damlalarının cama vurduğunu duyabilecek kadar bir ‘es’ vermişsen hayatta, seni kendine yolculuk yapmaya bile davet ediyordur, al daveti kabul et, takdir et kendini yola çıkabildiğin için…

Yolunun yolcusu sensin istediğin vakit çık yola,

Yolunun mimarı da sensin istediğin gibi şekillendir özgürce,

Peyzajcısı da sensin, dilediğin çiçeklerden dilediğince ek yol kenarına, temizliğinden sorumlu olan da sensin, kimseyi eleştirme kirlettikleri için, mis gibi tam da hayalindeki gibi temizle yolunu dikenlerden, taş atmaya çalışanlardan…

Hem bir şey söyleyeyim mi? Yolunun alt yapısı, tarzı, malzemesi değil sadece sana ait olan o yolun nereye çıkacağı da sana bağlı, yağmur yağarken bile fark edebildiğin renklere, ‘Ama, iyi de benim elimde değil, Evet, ama’ lara takılmadan kurduğun hayallere, yol kenarına ektiğin umutlara, cesaretle attığın ilk adımlara bağlı işte o yolun sonu…

Hem sen bakma ona, bana, ötekine, berikine, belki bu yolculuk sonunda bir bakmışsın ki yağmur dinmiş, bürge bürge toprak kokmuş her yer, yeryüzü temizlenmiş tüm kirlerden ve başını kaldırdığında bir de ne göresin sekizinci rengin olabildiğince pırıl pırıl gökyüzünde…

Hayata aşkla yansıtabileceğimiz ve bakmaya doyamayacağımız renklerimiz olsun,

 

 

Reklamlar

One Comment Kendi yorumunu ekle

  1. Re Makam dedi ki:

    Harika tespitler. İcim acildi yine okurken.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s